BU BİR VEDA YAZISIDIR 2
BU BİR VEDA YAZISIDIR 1. SAYFANIN DEVAMI
1. Sınıfı ünalan Mahallesi'nde anaokulunun olduğu yerde Necmiye güniz ilkokulunda okudum. 2. Sınıfa da burada başladım 1-2 hafta içinde şaşkınbakkal'a taşınınca yeni okulum da Turhan ve Mediha Tansel ilkokulu oldu.
Birinci sınıftayken 40-45 kişilik bir sınıf vardı. Aklım derste değildi. 3-4 arkadaş kartlarla çıkartmalarla oynardık. Çok tembel birisi değildim ama öne çıkan birisi de olmadım.
İkinci sınıfta Turhan ve Mediha Tansel ilkokuluna ilk geldiğimde Umahan isimli bir hocanın sınıfına kayıt oldum ve sınıfa girişimi yaptım. Sınıfta ders işleniyordu. Tek boş yer sınıfın en arka tarafında gözlüklü bir kızın yanıydı. Oraya geçtim. Meğer sınıfın en çalışkan 2-3 öğrencisinden birisiymiş. Cana yakın da birisiydi. Ben ise çok fazla utangaçlık çektim. Sınıfın seviye olarak benden çok daha iyi olduğunu düşündüm. Bu beni fazlasıyla tedirgin yapmıştı. 2-3 gün Alara isimli o kızla birlikte oturduk ve benim sınıfa ve derslere alışmam için elinden geleni yapmıştı sağolsun.
Ayrıca sınıf zenginlik bakımından da Ünalandaki okuldan çok daha farklı olduğunu belli ediyordu. Herkesin çeşit çeşit kalemleri boyaları defterleri en son model tekerlekli çantaları felan vardı. Hem öğrencilerde hem velilerde zengin egosu vardı. Üstten bakma durumu da söz konusuydu. Bir taraftan da 3-4 kişi tıpkı benim babam gibi kapıcı çocuğuymuş. Bir kısım da fakir-orta halli arası takılıyordu.
Sonrasında oturma planı değişti hocamız beni alışmam ve uyum sağlamam için önlere almıştı.
Umahan hoca gözlüklü zayıf aksayan bacağı olan ve bu nedenle hafif topallayarak giden,çok disiplinli ve öğrencilerini de her türlü kötü durumdan korumak isteyen sert bir mizaca sahip birisiydi. Bu nedenle birçok öğrenci onu pek sevmiyordu. Ben de ilk başta bu kadar sert olmasından dolayı pek ısınamamıştım ancak sonrasında anladım ki her şey bizim iyiliğimiz içinmiş. Tabi beden eğitimi derslerinde bize matematik dersi işletince sinirlenmiyor değildim. Hatta bazen puana göre 1 veya 2 kişiyi beden dersine çıkarır geri kalan ise sınıfta ders işlemek zorunda kalırdı. Birkaç kez dışarı çıkanlardan biri olmuştum ve tek başına top oynamaya burada da mahkum kalmıştım. Bu şekilde hiçbir anlamı yoktu.
Zamanla en azından derslere alıştım. Utangaç yapım gereği pek arkadaş edinemedim. Ama öğretmenler tarafından akıllı uslu bir çocuk olarak lanse edildim. hatırladığım kadarıyla 32-33 kişilik bir sınıfta başarı ortalamasında 9.10. sıralardaydım Zaman zaman 4-5-6 'yı felan zorlardım.
İkinci sınıftaki ilk müzik dersimi hatırlıyorum. Handan isimli sarışın güler yüzlü bir hocamız vardı. Seneler boyunca en çok iletişimde olduğum hocalardan birisi olmuştu. Herkes ilk derste flütünü çıkarmıştı. Ben ise izlemiştim. Daha sonraki derse de flütsüz gelmiştim. O ara Umahan hoca dolabında biraz eski mavi bir flüt bulmuştu. Bunu al iyice yıkayın kullanırsın boşuna para verme demişti. Flütü elime almam ve melodileri ortaya çıkarmam arasında 5-10 dakika felan olmuştu ve handan hoca çok şaşırmıştı. O kadar aydır öğretmeye çalışıyorum 5 dakikada öğrendin demişti. Ve sonraki 3 sene boyunca da sınıfta en iyi flüt çalan ve. Müzik dersinde en yüksek notları alan 2-3 kişiden birisi olmuştum. Zaman ilerledikçe diğer derslerde de kendimi yavaş yavaş göstermeye başlamıştım.
3. Sınıfta Umahan hocanın gözüne tam anlamıyla girmiştim. O bahsettiğim kapıcı çocuklarının derste pek gözü yoktu. Sınıfta da çoğu kişi gırgır şamata peşindeydi ve sürekli hocalardan azar yerlerdi. 5-6 kişi ise tamamen derse odaklı ve çok sıkı çalışırlardı. Ben ise her iki gruptan da ayrışan birisi olarak hedefimi o 5-6 kişinin arasına dahil olmaya adadım ve 3. Sınıfta iyi sonuçlar aldım. 4. Sınıfta sınıfta en yüksek notları alan, denemelerde en iyi sıralamaları yapan 3-4 kişi arasındaydım. Hatta zaman zaman sürpriz birincilikler bile alıyordum.
5. Sınıf ise benim için zirve olmuştu. Hocamız aramızda bir rekabet ortamı yaratıp başarımızı arttırmak için her haftanın birincisini, atağa geçenini, en uslusunu ve en başarılısını felan seçmeye karar vermişti. Hafta birincilerine kalem,şeker tarzı küçük hediyeler verirdi. Sene sonunda en çok birinci olanı en çok istediği bir yere götürücem derdi.
5. Sınıfta birinciliği ele geçirdim ve bir daha kolay kolay bırakmadım. Her hoca tarafından sevilen ve herkesin benden kopya çekmek istediği birisi haline gelmiştim. Not ortalaması olarak 5. Sınıfı birincilikle tamamladım. Ayrıca futbol turnuvalarında da sınıfça ve bireysel olarak çok iyi performans göstermiştik. Hatta Umahan hoca attığım gollerden sonra finale çıktığımız maçtan sonra elleriyle pasta yedirmişti. Her alanda başarıya aç bir insan olarak bizim o kupayı almamızı da çok istiyordu ama finalde maalesef kaybetmiştik. Ayrıca okul takımında da küçük yaşıma rağmen oynuyordum.
6. Sınıfa geçtiğimde eklenen fen dersleri ile birlikte ve ingilizce dersleri yüzünden biraz bocalama yaşadım ve ilkokulda 8 sene boyunca aldığım tek 3 ü de bu sene almıştım. İngilizcem kendimi bildim bileli hiç iyi değildi ve asla öğrenme isteğim de olmuyordu. Ancak özellikle sosyal bilgiler, matematik, türkçede baya iyi durumdaydım. Neredeyse sürekli 100 alırdım.
Ayrıca 6. Sınıfta okul bandosuna alındık. Ve borozan çalmaya başladım. Birçok alanda başarılıydım ve birçok şeyle uğraşıyordum. Bu beni fazlasıyla mutlu ederken, diğer veliler çocuklarına beni örnek göstererek yükleniyordu. Haliyle çocukları da zaman zaman bana laf ediyordu. Hatta bir keresinde 7. Sınıftı sanırım. O gün deneme sınavında ilçe veya il birincisi olmuştum. Ayrıca okul sınav sonuçları da açıklanmış ve yine en yüksek notu alanlardandım. Okula eski bir basketbolcu gelmişti. Ve Umahan hoca onu bizim beden dersimize davet etmişti. Bunca zaman beden derslerimizi çaldığı için vicdan yapmış olacak ki o basketbolcuyu bizimle birlikte beden dersi yapmaya ikna etmişti ve bizde şaşkındık. Bir turnuva düzenlendi. Kızlar ve erkekler önce ayrı ayrı son 5-6 kişi kalınca da birleşik yarıştılar. Çok iyi futbol oynuyordum ve sınıfta herkes okulun en iyi futbol oynayanlarından birisi olduğumu zaten kabul ediyordu ancak basketbolda o kadar iddialı değildim. Yine de tenefüslerde felan fırsat buldukça basketbol da oynardım. Son iki kişi kalmıştı. Burhan isimli bir arkadaş ve ben vardık.
O slalom yaptı,dubalardan geçti potaya yaklaşmıştı ben ise topun dubaya vurup başka yöne gitmesinden dolayı mesafeyi uzatmış ve vakit kaybetmiştim. Tek pota vardı ve ilk atan kazanıyordu. Slalom yapma ve dubalardan geçme şartı olmadan yetiştirebilen uzaktan da atabilir denmişti. O aklıma geldi ve burhanın ilk atışını kaçırdığını görünce uzaktan tüm gücümle attım. Basket oldu ve benim attığımı görmeyen arkadaşım da benim basketimden hemen sonra neredeyse aynı anda basketi attı. Topun nereden geldiğini şaşırmıştı ben de o basketi nasıl attığıma şaşırmıştım. Sonrasında arkadaşımın sinirli bir şekilde söylediği söz aklımdan hiç çıkmaz. Yeter be kardeşim başarıda da başarılı olunmaz ki bir şeyi de kötü yap bir şeyi de bana bize bırak diyerek topu bana fırlatmış ve üzerime yürümüştü. Bense hiçbir şey yapmadım ve sonra zaten hocalar araya girince kendisi çekip gitmişti.
Ortaokulda Teknoloji tasarım dersleri de 3 sene boyunca çok uğraştırıcı olsa da bir hayli zevkli geçmişti. Bir sene rulo karton sarmaları yapıp o sarmalardan çok yüksek şekiller yapmıştım. Bir sene Engelli rampası tasarlamıştım. 8. Sınıfta ise meyve toplama aleti tasarlamıştım kendi markamı oluşturmuş hatta reklam filmi bile çekmiştim. 6. Sınıftaki bocalamam 7. Sınıfta geçmişti. 7. Sınıf ikinci dönem tekrar takdir belgesi almış ve ortalamamı yükseltmiştim. İlkokul son senesinde olduğu gibi orta okul son senesi olan 8. Sınıf da benim için yine bir zirve olmuştu.
2. Sınıftan 7. Sınıfa kadar okuduğum ve güzel anılar biriktirdiğim şirin güzel ve çok eski olan okulumdan son sene yıkılacağı söylenerek ayrılmak durumunda kaldım ve bizi komple Bostancı/Suadiye'de Mustafa Mihriban Boysan ortaokuluna yolladılar. Burada sınıf olarak yabancılık çekmiştik. Aramıza katılanlar ve aramızdan ayrılanlar olsa da sınıfın yarısından fazlası aynıydı.
8. Sınıf lise hazırlık döneminde olduğu için dershaneye yazıldım. Evimize 5 dakika mesafede cadde üstünde sağolsun baya bir indirim yapan ve her anlamda yardımcı olanHasan Ağca dershanesi vardı. Cadde üzeri oldukça pahalı ve en düşük maaşlı aileye sahip olanların doktor felan olduğu neredeyse tamamı özel kolejlerde çok iyi eğitim almış öğrencilerden oluşuyordu. Benim için yine iyi bir rekabet ortamı vardı. Normalde sınava tabi tutulup ona göre bir sınıfa yerleştiriliyordu ancak geç kayıt olduğum için 5 numaralı en alt seviye sınıfa yerleştirildim. Sınıftakiler de seviye olarak benden kötü değillerdi. Sadece çok fazla dersten kopma, yaramazlık,bağırtı gürültü, gırgır şamata oluyordu. Ben de 1 ay felan burada kalınca bu ortama uyum sağlamış ders aralarında kağıttan toplarla maç yapar dereceye gelmiştim. Ancak daha sonra yapılan deneme sınavı sonrası bir üst sınıfa geçtim ve benim için uygun olan yerin burası olduğunu anladım. Hatta bir ara daha üst sınıflara da geçmiştim ancak seviyelerinin benden çok aşırı yüksek olduğunu gördüm. Sınıflar da 6-7 kişilik olunca direkt olarak seviye farkı ortaya çıkıyordu.
Koca bir sene bitmiş ve sınav zamanı gelip çatmıştı. Yarın sabah TEOG sınavı vardı. Biz ise Fenerbahçe'nin maçı için caddeeye meşale bayrak satmaya gelmiştik.
27 Nisandı. Fenerbahçe evinde Rizespor ile oynuyordu ve alacağı bir beraberlik bile şampiyon olmasına yetecekti. Öyle de oldu. 0-0 berabere kalmıştı sanırım ve son sampiyonluğumuzu kazanmıştık. Şampiyonluk sonrası büyük bir coşku ve kutlama vardı. Ancak o gün çok fazla meşale dumanına maruz kaldım. Ertesi gün sınav sabahı ve sınav zamanım öksürmekle geçti. Öksürük boyutu zamanla arttı ve farklı bir boyuta geçti. Doktora gidince faranjit olduğum söylendi. Ancak 1-2 aya geçer denilen şey geçmek bilmedi. Tıkanmalar nefes darlıkları yaşamaya başladım. Ataklar geçirmeye başladım. Bir gün annemle hastane dönüşünde nefessiz kaldım. şaşkınbakkal Marks Spencer önünde şemsiye satan babamın yanına geldik. Ve oradan eve gidecektik. Annem eve gitti. Babamın yanında bir süre durduk. Sonrasında yağmur durunca babam sattığı şemsiyeleri siyah poşete koyup eve giderken bunları da götür diye bana verdi. Her koşulda mutlaka şemsiye,oyuncak,simit vb. elime bir iş tutuşturmayı başarıyordu ve bunlardan tek kaçış yolumun okul ve okumak, ders çalışmak olduğunu biliyordum. Eve dönerken zaten yolda nefessiz kalmıştım. Annemle gitmek yerine elime bir de şemsiye poşeti tutuşturup yolu tek başıma gitmiştim. Kısa 4-5 dklık bir yoldu. Ancak ara bir yol olduğu için insanla karşılaşma şansı yoktu. Ben yürürken nefessiz kaldım. Tıkandım ve sonrasında uzun süre nefes alamadığımı fark edince koşmaya çalıştım. Koşunca daha da tıkandım. En son yere düştüm ve iki dizimin üzerinde son çare yerdeki yağmur suyunda içmeye çalışırken baygınlık geçirmişim. yan binamızın görevlisi olan İbrahim amcanın hanımı rahmetli Zübeyde yenge şans eseri uzaktan beni görmüş. Hemen yanıma gelmis sesim cıkmıyordu ve yığıldığımı görünce eve koşup buz gibi bir soğuk su alıp bana içirmiş ve nefesim anlık olarak açılmış. Sonrasında koluma girip beni eve taşımaya çalışırken annem de zaten babamla konuşmuş ve çoktan evde olmam gerektiğinden, yolda gelirken de yine kriz atak geçirdiğimden nerede kaldı bu çocuk diye bahçeye çıkmış geliyormuş. Zübeyde yenge annemi görünce nerdesiniz siz diye kızdı ben olmasam çocuk ölüyordu dedi. Hakikaten o olmasa beni birinin duyabileceği bir şekilde değildim ve nefesim çok uzun süredir kitlenmişti. Rahmetli hayatımı kurtarmıştı. Zübeyde yenge de kader ortağım. O da mide kanserinden senelerce çekti. En son acıları ölünce dindi. Ruhu şad olsun Allah mekanını cennet eylemiştir biliyorum. Benim de şimdi acılarım dinecek Zübeyde yenge.
Hastalık sürecim böylece başlamış oldu. Fenerbahçe'nin son şampiyonluğuyla genel hastalık sürecim başladı ve ne ben bir daha düzelebildim ne de Fenerbahçe bir daha şampiyon olabildi. Hep totemim vardı. Ya ben iyileşicem Fenerbahçe şampiyon olacak ya da tam tersi. Ama iki türlüsünü görmek de nasip olmadı.
Özellikle 5-6-7. Sınıfa giderlen okul sürecimi anlattım ama okul sürecinden hariç beni canımdan bezdiren caddeye babamla işe gitme sürecim vardı. Simit satmaya giderdik,oyuncak satmaya giderdik, su satardık, şemsiye satardık. Elime almadığım, yapmadığım iş kalmamıştı. İlk başlarda sınıftaki arkadaşlarım görünce çekinir utanırdım. Sonra bu çekincelerim zamanla gitti. Ancak hafta içi zaten okulla ödevle geçiyordu. Haftasonu kahvaltı yapıp hızlıca ödevim varsa yapıp doğruca babamın zoruyla caddeye götürülüyordum. Herkes haftasonu gelmesini isterken ben hafta sonlarından nefret etmiştim. Çünkü etrafıma baktığımda işe yaramaz, tembel yaramaz çocuklar gezip tozuyordu, ailesiyle geziyordu eğleniyordu. Hiçbir şey yapmasa evinde vakit geçiriyordu. Ben ise hem birçok konuda başarılı olmaya çalışıp, tüm derslerimi kendi başıma halledip bir de haftasonu bile istediğimi yapma özgürlüğüne erişemiyordum.
Benle top oynamaya, beni bir yerlere götürmeye gelince kaçan, sus pus olan babam beni götürmek istediğinde gitmek istemiyorum diyince eşşek gibi de geleceksin diyip zorla götürüyordu. Bunun için defalarca tartıştığımızı ve bana vurduğunu bile birçok kez biliyorum. Bunları asla hakeden bir çocuk olmadım. Hiçbir çocuk haketmez zaten ama ben hep örnek bir çocuk, örnek bir evlat,örnek bir öğrenci oldum. Arkadaşlarım,öğretmenlerim,akrabalar,komşular kim varsa her zaman benim ne kadar uslu, terbiyeli,iyi yetiştirilmiş bir çocuk olduğumu söylerlerdi. Çevremden belki birkaç tane çıkar o da tanımayanlardır zaten.
Bir de 7. Sınıfa giderken gezi parkı olayları süreci vardı ki. Her Allahın günü her akşam düdük,bayrak, borozan, t-shirt için felan tezgah açardık. Olaylar çok uzun sürdüğü için her gün okulun üzerine bir de buraya gitmekten, haftaonu zaten simit tezgahına, oyuncağa gitmekten canımdan bezmiştim. Hiç emeğim yokmuş ama. Yetişkin bir insandan çok daha fazla emeğim oldu. Özellikle bu 1-2 senede kazandığımız para ile bir ev sahibi olabildik. O evde de en az bir yetişkin kadar emeğim olmuştur. Her şekilde faydam oldu. Caddeye inmesem binanın işlerine. Binadaki iş beni aşıyorsa caddeye. Her şekilde faydam oldu ama insanoğlu çok nankör. Elden avuçtan düşmeye gör. Faydan, çıkarlar felan kesilince herkes 360 derece değişiyor. Hastalık sürecimde sürekli senin bizde ne hakkın var dediler. Yeter bizi sömürdün bu değirmenin suyu nereden geliyo dediler. Aldıkları da un,su,muz bir de bal.Bir kez daha size yazıklar olsun diyorum. Kendimi övmek için demiyorum. Ama benim gibi hem okulunda başarılı olan, hem size böyle yardım eden bir çocuk buldunuz da ne hakkın var diyebiliyorsunuz ya daha da bir şey demiyorum. İlkokulda ortaokulda lisede felan hep sınıf birincisi olur ya da ilk 2-3 kişiden olurdum. Veliler serkan ne yapıyorsa aynısı yap diyormuş çocuklarına. Bir arkadaşımın yeter artık diye bana saldırması ile öğrendim. Meğer baskı yapıyolarmıs o kadar imkan sunuyoruz bi Serkan kadar olamıyorsun felan diye. Bana Diyorsunuz ya tek çocuk yaptık ki seninle ilgilenemediğimiz için. Çocukken sana bakamadığımız için ikinciyi istemedik diyosunuz ya. Ondan sonra ilgilenebilecekken bunları mı caiz gördünüz bu hayatı mı reva gördünüz bana? Çocukluğunu yaşayamadı gençliğini bari yaşasın dediniz mi? Yazıklar olsun. Bu söylediğim anlattığım şeylerin içinde de en ufak bir yalan,abartı,fazla varsa intihar etmeyi başaramayım da sakat kalayım acılarım daha da artmış olsun inşallah. Bu kadar da büyük konuşuyorum. Fazlası yoktur ama eksiği çok fazla var bundan emin olabilirsiniz. Her insanın elbette hayatında yaşadığı zorluklar var her insan güllük gülistanlık içinde yaşayıp büyümüyo. Ama çalışıyorsa da çalıştığını harcıyor yiyor. 3 ay çalışıyorsa 10 gün de tatil yapıyor bir şekilde. Biz ne yaptık. Ben ne yaptım. Tezgaha gittiysem içinden 1 liraya dokunmadan eline saydım. Ben zaten veriyodum ama çoğu zaman direkt kendin torlayıp topluyodun zaten her şeyi. Ne yaptım. Yıllarca okul okudum, ders çalıştım. Ödevlerimi yaparken bir kez olsun size danıştım mı hayır. Danışsam da cevap alamıyordum zaten. Şiirler felan yazıyordum. Yazılar yazıyorum. Çareyi yazmakta buluyordum. Bir kere de dedim mi bir baba olarak ne yazıyorsun gel bi de bize oku felan diye.Başkaları çocuğunun ödevini yapıcam diye kıçını yırtıyordu. Siz onlara ne diyordunuz. Valla bizim eğitim durumumuz belli. Serkan maşallah her şeyini kendisi halleder yapar bir kez olsun ödevine geç demeyiz kendisi geçer sorumluluğunun bilincinde diye gururlanıyordunuz. Peki aylarca bunu bu şekilde yapan bir çocuğun yaz aylarında 1 hafta olsun bir yere götürelim bir değişiklik olsun dediniz mi hiç? Tek kapıcı biz miydik? Tüm kapıcılar hiçbir yere gitmese 1 ay köye felan giderlerdi. Biz köye bile gitmiyorduk nasıl bir aile isek. Varsa iş yoksa iş. İlerde bir arabamız olursa şuraya gideriz buraya gideriz lafı dolaştı lise hayatım boyunca hep. Arabayı aldın ne oldu? Ne için aldın o arabayı? Çok önceden alma şansın vardı paran da vardı? O arabayı alınca bizibir yerlere götürmek zorunda kalacaktın değil mi? Evet o arabayı beni hastaneye getirip götürmek için aldın. Çok güzel oldu de mi her şey. Ne olurdu bari yaşayabilecek durumum varken bazı şeyleri yaşayabilseydim. Hiçbir şey yiyemez içemez duruma gelince,yürüyemez duruma gelince, araba süremeyecek duruma gelince imkanlar oluştu da neyime yaradı benim canımı daha da yakmaktan başka. Ah hayat ah... Yaşayamadıklarıma değil de yaşayabilme imkanım varken yaşayamadıklarıma yanıyorum. Bu dünyaya bir kere geliyorsun. Onda da sana bahşedilen hayatın seni ne zaman ne hale sokacağı belli değilken her şeyi erteledik ya da hiçbir şeyi yapmadık...
8. Sınıfta dershaneye ve okula aynı anda gidince ve zamanım kalmayınca ancak öyle bu işlerden sıyrılabildim. O zaman bile elimden geldiğince binanın servisine yardım ederdim. Zaman zaman caddeye gelip babam kestane satarken zabıta gözlerdim. Ama hiç yaranamamışım.
8.sınıf bitti. Çok yorucu ve uzun bir seneydi. İyi bir puan aldım ve istediğim okul olan Fenerbahçe Anadolu Lisesi'ni kazandım. TEOG'a ilk giren nesil biz olduğumuz için çok karışık bir puanlama süreci olmuştu. İptal edilen sorular,karışık nakil durumları felan baya garipti. Hatta Lisenin ilk günü herkes benimle aynı puanı almış bir şekilde sınıfa yerleşmişti. Daha sonra en yüksek puanlı ben kaldım herkes gitti ve nakille gelenler çok çok düşük puanlı öğrencilerdi. Zorlasam Kadıköy anadoluya girebiliyordum. İsranbul Kadıköy lisesine geçmeyi çok kez düşündüm. Puanı çok daha yüksek olmasına rağmen benden daha düşük puana sahip öğrenciler rahatlıkla nakil olabilmişti. Yani kısaca nakil ile puanımın bile çok ötesinde bir lisede okuma şansım vardı ama Fenerbahçe lisesinde kalmayı tercih ettim. Benim için pişmanlık olsa da artık geçmişe geri dönemeyiz.
8.sınıfın yorgunluğunun üzerine yaz geldi biraz tatil yapar rahatlarım derken, yazları da simit tezgahı ili çıkıyordu. Sağolsın babam benim adıma sözleri veriyordu. Herkes tatile gidiyordu. Ben o yazın kavurucu sıcağında her tatile gidenin tezgahı boş kalmasın diye yerine bakan kişi oluyordum. Babam sözde o sözleri ben bakarım diye veriyordu ama zaten halihazırda yazın bizim baktığımız bir simit tezgahı vardı. Onu bile bile benimle dalga geçer gibi ben bakarım yalanıyla beni koca bir yaz simit tezgahının başına dikmeyi başarıyordu. Ne bir tatil, ne bir gezme. Arada bir öğleden sonra iş olmayınca evden şortumu altıma giydirip hadi denize gidelim diye sahildeki çayırlıklara götürüp kayalıklarda felan yüzüyorduk. Tüm tatil anlayışımız senelerce bundan öteye hiç gitmedi.
Lise dönemimi anlatacak olursam, lisenin ilk senesinde büyük bir bocallama yaşamıştım. Dersler gerçekten zordu ve ders çalışma isteğim de pek yoktu.
Lise iki ise hayattan en nefret ettiğim dönemlerden birisi oldu. Lise ikiye geçiş sürecinde binamız kentsel dönüşüm bedeniyle yıkıldı ve bina tekrar yapılacağı zaman kapıcı yeri yapılmayacağı için hem evsiz hem işsiz kalacaktık. Gezi parkı süreci ve 1-2 senelik seyyar satış kazançları sayesinde kredi çekilerek bir ev alındı. Fındıklı Mahallesi'nde 1. Kat yeni küçük bir evdi. Lise 2 ye geçmeden önceki bu süreçte yaşadığım yaz dönemi de benim açımdan yine felaket bir dönemdi. Önceden yine evden simit tezgahlarına geliyordum. Bu süreçte kaç tane aktarma ile simit tezgahına gelir gider oldum ve canımdan tam anlamıyla bezmiştim.
Yorumlar
Yorum Gönder